Doğurganlık-Beslenme İlişkisi

2012-11-24 23:38:00
Doğurganlık-Beslenme İlişkisi |  görsel 1

  Türkiye'de erkeklerin yüzde 21'ini, kadınlarınsa yüzde 42'sini tehdit eden obezite kısırlık nedenleri arasında yer alıyor. Yanlış beslenme doğal gebe kalmayı zorlaştırırken, düşükleri de hızlandırıyor, kısırlık tedavilerinin başarı oranlarını da düşürüyor. Aksoy, kısırlık ve tüp bebek tedavilerine başlamadan erkeklerde ve kadınlarda hastanın ideal kilosuna yakın olmasını şart koşmak gerektiğine inanıyor. Araştırmalar da kısırlık vakalarının yaklaşık yüzde 12'sinin kilo problemine bağlı olduğunu gösteriyor (düşük veya yüksek kilo) ve bunların yüzde 70'i kilolarını düzenleyen bir diyetle kilo verirlerse veya alırlarsa, hemen hamile kalabiliyor. Fazla sayıdaki yağ hücresi, östrojen dengesini bozarak yumurtlamayı engelliyor. Gebe kalmak için en ideal beden kitle indeksi 21-24 arasındadır. (Beden kitle indeksinizi kilonuzu, boyunuzun -metre olarak- karesine bölerek elde edebilirsiniz.) Araştırmalarda obez kadınların yüzde 5 oranında kilo kaybetmesiyle âdet düzensizliği vakaların yüzde 60'ında problemin ortadan kalktığı ve âdetlerin tekrar düzene girdiği belirlenmiştir. Ayrıca şişmanlığın erkeklerin sperm kalitesini düşürdüğünü göstermiştir. Fazla kiloya rağmen gebe kalınabilse de, kilonun hipertansiyon ve hamilelik şekeri riskini yükselttiği araştırmalarla ortaya konulmuş bir gerçek... Fazla kilolar hamilelik sürecini, normal ve sezaryen doğumu da zorlaştırabiliyor. Aksoy'un tasiyesiyse şu: "Hekime başvurmadan önce bazı basit önlemlerle üreme potansiyelinizi artırabileceğinizi aklınızdan çıkartmayın. Bu önlemlerden biri vücut ağırlığı, diyet ve egzersiz arasındaki dengenin sağlanması. Kadınlık hormonu olan östrojenin büyük kısmı yumurtalıklarda üretilir. Ancak yağ dokusu da k&... Devamı

HPV Aşısı Hayatınızı Kurtarabilir...

2012-11-20 18:06:00
HPV Aşısı Hayatınızı Kurtarabilir... |  görsel 1

  Dünyada her 2 dakikada bir kadın rahim ağzı kanseri nedeniyle hayatını kaybediyor. Rahim ağzı kanseri ve buna yol açan Human Papilloma Virüs (HPV) hakkında en sık sorulan sorular ve cevapları... Rahim ağzı kanserine nasıl yakalanılır? Rahim ağzı kanseri, human papilloma virüs (HPV) yani insan siğil virüsünün uzun süreli enfeksiyonu soncu ortaya çıkar. Bu virüse genellikle ilk cinsel ilişkiyi takip eden birkaç yıl içerisinde yakalanılır. Kadınların çoğu virüsü temastan sonraki 12 – 24 ayda vücuttan tamamen atarlar. Ancak bazılarında virüs vücuttan atılmaz ve takip eden yıllarda rahim ağzı kanseri riski oluşturur. Human Papilloma Virüs (HPV) nedir, nasıl bulaşır? HPV bulaşıcı, yaygın ve belirti göstermeyen bir virüstür. HPV'nin 100'den fazla tipi vardır. Bunların çoğu, örneğin ellerde ve ayaklarda görülen yaygın siğiller göreceli olarak zararsızdır. Yaklaşık 30 HPV tipi genital bölgeyi etkiler. Bazı tipler rahim ağzı kanserine veya serviks (rahim ağzı) duvarında anormal hücrelere yol açabilir ve bunlar bazen kansere dönüşebilir. Diğer tipler genital siğillere ve servikste (rahim ağzında) iyi huylu (anormal fakat kansere yol açmayan) değişikliklere neden olur. HPV cinsel yoldan bulaşır; virüs taşıyan biriyle sadece bir kez genital temas ile bu virüsü alabilirsiniz. Prezervatifin kaplamadığı genital bölgelerden de bulaşabileceğinden prezervatif bu hastalığa karşı tam bir koruma sağlamaz.  HPV'ye yakalandığımı nasıl anlayabilirim? Kadınların çoğu anormal Pap testleri sonucunda HPV'ye yakalandıklarını öğrenir. Pap Smear testi jinekolojik muayenenin bir parçasıdır ve serviks (rahim ağzı) duvarındaki anormal hücrelerin kanser öncülleri veya rahim ağzı kanserine dön&... Devamı

HAMİLE KALMAKTA GEÇ KALMAYIN

2012-11-16 15:17:00
HAMİLE KALMAKTA GEÇ KALMAYIN |  görsel 1

  Kırk yaşından sonra çocuk istemenin en büyük riski hiç bir zaman hamile kalamamaktır Gazetelerde, televizyonlarda sıklıkla 40-45 yaşında çocuk doğuran ünlülerin ha-berlerini okuyoruz. Hatta ellili yaşlarda çocuk sahibi olmuş çiftlerin fotoğraflarına bakarak mutlu oluyoruz. Anlatmaya değer, gülümseten hikayeler. Ama bu mucize çocuk için, hangi aşamalardan geçildiğini, hangi risklerin alındığını, ne kadar hayal kırıklıkları yaşandığını biliyor muyuz acaba? ART Tıp Merkezi ve Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Op. Dr. Senai Aksoy, 25 yıldır kısırlık ve tüp bebek tedavileri ile uğraşan bir hekim olarak geç yaştaki hamileliklerin bu şekilde yüceltilmesine karşı çıkıyor. Bu pembe tablonun bir çok kadında yanlış algı yarattığını ve imkanları olmasına rağmen ideal zamanı bek-leme, kariyer planlaması gibi sebeplerle çocuk sahibi olmayı ertelediklerini tespit ediyor. ART Tıp Merkezi ve Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Op. Dr. Senai Aksoy geç yaşta çocuk sahibi olmakla ilgili en önemli soruları yanıtladı.  Geç yaşta gebelikten kastınız nedir? Amerikalılara göre geç yaşta hamilelik 35 yaşından itibaren başlıyor. Bu yaşlarda hamile kalmak genellikle bir problem yaratmıyor. Aynı durum 40 yaş ve üstünde söz konusu değil. Öncelikle 40 yaş ve sonrasında bebekteki sakatlık oranı artıyor. Bu durum çok bilinen ve  hakkında çok konuşulan bir kavram. Ancak oran artışını rakamlarla ifade edecek olursak, 25 yaşındaki bir hamile kadının Down Sendromlu bir çocuk dünyaya getirme riski 990’da 1 iken, bu oran 35 yaşında 380’de 1, 45 yaşında ise 28’de 1’dir. Elbette ikili, üçlü testler ve amniosentez gibi yöntemlerle bu patolojilerin tamamına yakınını tespit etme... Devamı

Adet Öncesi Sendromu

2012-11-15 13:47:00
Adet Öncesi Sendromu |  görsel 1

  Adet Öncesi Sendromu (AÖS) denen bu durumun teşhis ve tedavisi aslında çok basit. Adet Öncesi Sendromu (AÖS) genellikle 25 ila 35 yaşlarında kendini göstermeye başlar ve her adet öncesi dönemde kendini tekrarlar. Belirtileri oldukça şiddetli olan kadınlar aynı zamanda Adet Öncesi Duygusal Bozukluk (AÖDB) olarak nitelenen durumu da yaşarlar. Hem AÖS'de hem de AÖDB'de belirtiler, adetin başlamasıyla belirgin bir şekilde azalır. Adet gören kadınların %85'i hayatlarında bir defadan fazla olmak üzere adet öncesi sendromunu yaşadıklarını belirtirken, %2 ila %10'u ise kapasitelerini azaltan ve günlük yaşamlarını etkileyen belirtilerden şikayet ederler. AÖS'nun 200'den fazla belirtisi olduğu ileri sürülse de; aşırı duyarlılık, gerilim ve duygusal bozukluk en sık görülen ve en fazla etkiyi yapan belirtilerdir. Adet Öncesi Sendromunun belirtileri AÖS'nun belirtilerini üçe ayırmak mümkün. Davranışsal, psikolojik ve fiziksel. Davranışsal belirtiler: Yorgunluk, uykusuzluk, baş dönmesi, cinsel ilgide değişiklik, aşırı yeme veya bazı yemekleri aşırı isteme. Psikolojik belirtiler: Öfke nöbetleri, depresif ruh hali, ağlama, anksiyete, gerginlik, ruh hali değişkenliği, konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık, huzursuzluk, yalnızlık hissi, özgüven eksikliği. Fiziksel belirtiler: Baş ağrısı, göğüslerde duyarlılık ve şişme, sırt ağrısı, karın ağrısı ve şişme, kilo alımı, su tutma, mide bulantısı, kas ve eklem ağrısı. AÖS'nun nedenleri Nedenleri henüz bilinmemekte beraber, karmaşık ve pek çok faktöre dayalı olabilir. Hormonların bu konudaki etkileri çok açık değil. Ancak yumurtlama baskılandığında belirtilerde düzelme olduğu da görüldü. Hormo... Devamı

"MAÇA 1-0 YENİK BAŞLAMAK"

2012-11-14 23:54:00
MAÇA 1-0 YENİK BAŞLAMAK |  görsel 1

Tüp Bebek tedavisi sırasında psikolojik destek alan anne baba adayları tedavi sürecini çok daha rahat geçiriyor ve hem tüp bebek başarı oranları olumlu yönde etkileniyor, hem de çiftin ilişkilerinde yaşanan sorunlarla başa çıkmaları kolaylaşıyor. Kısırlık bir kriz durumudur ve bu kriz, belki de tüm yaşamları boyunca çiftin ilişkisini etkileme potansiyelindedir. Kısırlık  ile karşı karşıya kalan çift, çelişkili ve çok karmaşık duygular yaşar. Bir an hayat arkadaşını suçlar ve büyük öfke yaşar, ardından suçluluk duyguları ile ezilir. Hayal kırıklığı, ümitsizlik, haksızlığa uğramışlık duygusu, öfke, suçluluk hepsi birbirine karışır. Bu karışıklık bir süre sonra yerini çözüm arayışına bırakır. Her umuda sarılan çift elinden geleni yapar. Uzun süre doktor doktor gezen çift için, tüp bebek tedavisi son umuttur. Zor ve meşakkatli bir yolun henüz en başında olan çift, çok güçlü olması gerekirken, aslında çok yorgundur. Kısırlık kavramının kendisiyle savaşmak yetmez gibi, bir yığın dış faktörle de savaşmak zorunda kalmıştır: aman kimse duymasın diye çabalamalar, çevreye karşı savunmalar, aile büyüklerinin baskısı, yakınlarıyla bile paylaşamama ve yalnızlık, eşini kaybetme korkusu, suçlanma... Bunca yükün altında ezilen ama tüp bebek tedavisine son bir umutla sıkı sıkı sarılan çiftin, tedavinin daha ilk basamağı olan tanı koyma aşamasından itibaren psikolojik destek alması çok önemlidir.  Psikolojik destek, her şeyden önce, çiftin sırtlardaki yükü hastanenin kapısında bırakabilmesini amaçlamaktadır. Böylece maça 1-0 yenik başlamak zorunda kalmayacaktır. Yazının tamamı için: http://www.tupbebek.com/makaleler... Devamı

YORGUNLUK VE UNUTKANLIK SEBEBİ: ŞEKER

2012-11-14 22:26:00
YORGUNLUK VE UNUTKANLIK SEBEBİ: ŞEKER |  görsel 1

Bilinen bir gerçek var ki o da şu; beynimiz çalışmak için glikoza ihtiyaç duyuyor ve beyin hücrelerinin diğer hücrelere göre iki kat daha fazla enerjiye gereksimi var. Bu da günlük toplam enerji ihtiyacımızın neredeyse yüzde 10'una denk geliyor. Bu enerjiyi glikozdan alıyoruz, yani glikoz aslında beynimizin benzini. Dolayısıyla dengeli olarak tüketildiğinde d oğal şeker beynimizin düşmanı değil. Bize zarar veren, çeşitli işlenmiş gıdaların içinde farkında olmadan aldığımız şeker... Yapılan çalışmalar, fazla şeker tüketiminin zayıf hafızaya, öğrenme güçlüğüne ve depresyona neden olduğunu gösteriyor. Hatta bunu bir adım ileriye taşıyarak, alkol, sigara gibi şekerin de bağımlılık yarattığını gösteren çalışmalar var. Sağlıklı bir diyette önemli miktarda şekeri, meyve ve ekmek içeriğinden alıyoruz. Bu iyi bir şey çünkü beynimizin çalışması için her gün şekere ihtiyacı var. Ama sorun şu ki, biz bunun dışında işlenmiş gıdalardan da farkında olmadan, üstelik kronik şekilde şeker alıyoruz ve bu gıdalar genellikle hızlı emilen früktoz içeriyor. Araştırmalar gösteriyor ki, işlenmiş şeker beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF) üretimini azaltıyor. Bu faktör azaldığında, hafıza zayıflıyor ve kişi hatırlama güçlüğü çekiyor. Şekerin fazla yemek yemeye neden olduğuyla ilgili çalışmalar da var. Fazla şeker tüketimiyle şişmanlık arasında bir bağlantı olduğunu zaten biliyoruz. Çünkü şeker yüksek kalori içeriyor. Aynı zamanda şeker ağırlıklı besinler bizde daha fazla yemek yeme hissine de neden oluyor. Bunun nedenini geç de olsa kavrayabildik. Bu alanda yapılan son araştırmalar fazla miktarda işlenmiş şeker tüketiminin beynimizin doyma mekanizmasına ... Devamı

Pek çok kısır çiftin hayatını değiştiren mucize: Tüp Bebek

2012-11-14 17:38:00
Pek çok kısır çiftin hayatını değiştiren mucize: Tüp Bebek |  görsel 1

  Pek çok kısır çiftin hayatını değiştiren mucize: Tüp Bebek İngiltere'de 25 Temmuz 1978'de, yumurta ve spermin ilk kez insan vücudunun dışında başarıyla döllenmesi sonucu oluşan tüp bebeğin doğumundan bu yana, yardımcı üreme tekniklerinde başarıyı artıran pek çok önemli gelişme kaydedildi. Bu yöntemle milyonlarca bebek dünyaya geldi. Tüp Bebek tedavisi klasik yöntemlerle çocuk sahibi olamayan sayısız çiftin hayallerini gerçekleştirdi ve gerçekleştirmeye devam ediyor. Kısır çiftlerin bazılarında, ilk aşamada uygulanan aşılama, yumurtalıkların uyarılması/ilişki planlaması ve endoskopik cerrahi gibi yöntemlere rağmen hamilelik elde edilemez ya da bu yöntemlerin uygulanması mümkün değildir. Bu durumda yardımcı üreme teknikleri devreye girer.   Tüp Bebek Nedir? Karmaşık bir tedavi şekli midir? Tüp bebek yöntemi aslında insanın doğal üreme fonksiyonlarının, steril ve kontrol edilen bir ortamda taklit edilmesi olarak düşünülebilir. İşleyiş mantığı çok basit olmakla birlikte, tüp bebek tedavisi, hastanın, doktorun ve laboratuvar ekibinin mükemmel zamanlama ve koordinasyonunu gerektirdiğinden, pratikte karmaşık bir tekniktir. Ancak uzmanlık ve deneyim açısından doğru tüp bebek ekibi seçildiğinde, bu tedavilerin başarı oranı oldukça yüksektir. Kadında doğal yumurtlama nasıl olur? FSH, beyinde salgılanan ve kadının yumurta hücrelerini içinde bulunduran foliküllerin yumurtalıklarda büyümesini sağlayan bir hormondur. FSH sayesinde yumurtlama gerçekleşir ve sağlıklı bir kadında her ay bir yumurta üretilir. Tüp Bebek tedavisinde ise amaç, yumurtalıkların ilaçlarla uyarılarak, birden fazla sağlıklı yumurta üretmesini sağlamaktır. Doğal yumurtlamaya... Devamı

İzsiz Ameliyat: Laparoskopi

2012-11-14 11:50:00
İzsiz Ameliyat: Laparoskopi |  görsel 1

İzsiz Ameliyat: Laparoskopi   Laparoskopi ile karın alt bölgesinde açılan 3-5 milimetrelik deliklerden içeri sokulan aletlerle jinekolojik ameliyatların yüzde 95'ini yapmak mümkün.  Laparoskopi nedir? Laparoskopi genel anestezi altında yapılan ve göbek deliğinden ince bir teleskopun karın içine sokularak karın içi organlarının görüntülenmesi prensibine dayanan bir ameliyattır. Laparoskopi 1980li yılların ortalarına kadar genelde tanısal amaçlı uygulanan bir işlem olmasına rağmen teknolojik gelişmelere paralel olarak son zamanlarda giderek artan bir sıklıkta tedavi amaçlı (cerrahi laparoskopi) uygulanmaya başlamıştır. Gelecekte jinekolojik ameliyatların neredeyse tamamının laparoskopi ile yapılacağı kaçınılmazdır.   Laparoskopik ameliyatlar nasıl yapılıyor? Göbek deliğinden içeriye sokulan bir iğne ile karın boşluğu CO2 (karbondioksit) gazı ile şişirilir. Daha sonra göbek deliğinin içinde 1 cm çapında bir kesi yapılrak , bu kesiden kateter denilen, içi boş bir boru karın içine sokulur. Bu kateter laparoskop denilen kamera ,soğuk ışık kaynağı ve video sistemini içeren düzeneğin karın içine yerleştirilmesine olanak sağlar. Böylece operatör ameliyat bölgesini video monitöründe görebilir. Karın içine hızlıca bakıldıktan sonra diğer ameliyat aletlerinin yerleştirileceği 1 cm çapındaki diğer iki veya üç kesi yapılır. Bu kesilerden 0,5 cm çapındaki kataterler yerleştirilir. Bu kataterler jinekolojik ameliyatlarda 2 veya 3 tane olmak üzere kasık bölgesindedir. Bu aşamadan itibaren ameliyata başlanabilir. Laparoskopik ameliyat öncesi ve sonrası sizi neler bekliyor? Genellikle ameliyat günü sabahı hastaneye kabul edilirsiniz. Ameliyat öncesi bir sakinleştirici verildikt... Devamı

14 Kasım Dünya Diyabet Günü

2012-11-14 11:33:00

14 Kasım Dünya Diyabet Günü   Şeker hastalığı ya da diyabet, vücudumuzun pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi ya da ürettiği insülin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumunda gelişen ve ömür boyu süren bir hastalık. Sonuç olarak kişi, yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glikozu kullanamaz ve kan şekeri yükselir. Fazla kilo, şeker hastalığı riskini artırıyor. Şeker hastalığı riskini artıran diğer önemli faktörler ise hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme ve ailede şeker hastalığı olması. Diyabette beslenme alışkanlıklarınızı düzenleyerek ve doğru bir beslenme programını hayatınız boyunca uygulayarak, kan şekerini normale yakın seviyede tutabilirsiniz. Şeker hastalarının diyetle yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayarak, yaşam kalitelerini yükseltmeleri ve yaşam süresini uzatmaları mümkün. Yazının tamamı için tıklayın... Devamı